Türkiye Siyasetinde Dün, Bugün ve Yarın

Merhaba arkadaşlar.

AB yolunda bugünlere gelmemiz hususunda geçmiştekilerin hakları asla inkar edilemez. Gerçekten bu ülke siyasetinden çok önemli siyasetçiler, bürokratlar ve diplomatlar geçmiştir. Ancak bugünün hükümetinin bu aşamaları kaydetmesi, yine de çoğunlukla kararlı tutumu ve yüksek nitelikli hitabeti sayesindedir. Eğer bu birlik ile mutabakatlar 1959 yılında başladıysa ve 2000 yılına kadar neredeyse hiçbir gelişme sağlanamadıysa, bunun kabahatini de geçmiş hükümetlerde aramak gerekmektedir. Benim 2-3 yıl sonrası genel seçimlerinde, gidişatta herhangi bir dalgalanma olmaması koşuluyla gördüğüm tablo, AKP'nin %40 gibi bir oy oranıyla yeniden başa geleceği yönündedir. Sizler de çok iyi biliyorsunuz ki, bu partinin pek taraf olmayacağımız girişimleri de olsa birbirlerini iyi örttükleri ve kilit noktalardaki isimleri sayesinde çok kuvvetli durdukları kesin. AKP'nin karşısında bulunan CHP'nin genel başkanı Deniz Baykal olduğu sürece AKP'nin oyları istikrarlı biçimde artar. Ben ve benim gibi Kadıköy'lüler, yerel seçimlerde sırf Kadıköy'ün cazibesini korumak ve varolan yapıyı yaşatmak adına CHP'ye oy verdik ve Selami Öztürk'ü %52 oyla yeniden başkan seçtik. Ancak gelin görün ki, Kadıköy Belediyesi'nin, siyasi anlamda Büyükşehir ile inatlaşması sonucu ilçenin zararı çok büyük. Deniz Baykal yüzünden Atatürk'ün partisinin amacı ve görevi resmen yok oldu. Dikkatimi çeken bir nokta var: Mehmet Ağar, gerek DYP'yi, gerekse de kendini temsilen, mecliste tek başına bütün CHP'den kuvvetli duruyor. Konuşmasını biliyor, sudan işlere muhalefet etmiyor, politika yapıyor.

Arkadaşlar, belki bu yazı çok derinleşecek, ancak yakın geçmişteki gelişmeleri takip ettiyseniz Deniz Baykal'ın CHP'nin başında bir diktatörlük yarattığını ve kendi isteğiyle gitmediği sürece bu partinin genel başkanının değişmeyeceğini anlamışsınızdır. Birkaç siyasi grup hakkında, gözlemlerim ışığında fikir beyan etmek istiyorum:

AKP: Recep Tayyip Erdoğan'ın hitabeti, Abdullah Gül'ün istikrarlı ve ılımlı kişiliği, Abdüllatif Şener'in idari konulardaki kuvveti ve kimi diğer bakanlıklardaki üstünlükleri sayesinde bir holding politikası sürdürmekte ve gün be gün ampulün gücü artmakta. Albayraklar'a çok peşkeş çekmiş olsalar da, umarım ülkemiz adına hayırlı emekleri, iç yolsuzluklarını örtecek düzeydedir.

CHP: Deniz Baykal'ın dikta yönetimi ve kendi delegeleri sayesinde bir HALK partisi olmaktan tamamen soyutlanmış. Mustafa Sarıgül'ün tutumlarından epey rahatsız olan kişiler, bu arkadaşı partiden ihraç etmek istiyor ve muhtemelen de muvaffak olacaklar. Umarım Mustafa Sarıgül'ün amacı partidekilere birşeyler ispatlamak değildir. Deniz Baykal henüz yeterince yaşlı değil, dolayısıyla daha uzun yıllar CHP böyle olacak. Komiktir, genelkurmayın bizzat ayağına gitti tek parti. Neden dersiniz? Hilmi Özkök: “Gerizekalı politikalarınıza çeki düzen verin, işleri karıştırmayın." Sonra ne oldu, Deniz Baykal en azında 2 aylığına sustu. Utanç verici...

DYP: Neredeyse hiçbir üyesinin sesinin çıkmaması nedeniyle adı anılmayan DYP'nin tek sesi Mehmet Ağar ki o da mecliste. Tek başına kişiliği ile partisini ayakta tutmaya çalışıyor. Ancak işi çok zor, zira kadrosunun mükemmel olması durumunda bile %10'luk barajı aşamayabilir.

MHP: En büyük destekçileri olan ülkücü gençliğin de çeşitli fraksiyonlara ayrılması ve kolay etkilenmesi sonucu eski ihtişamını yitirmiş durumda. Son genel seçimlerde barajın altında kalarak Devlet Bahçeli'nin de sesinin kısılması, propaganda şansını da yok etti. AKP ile pek çok noktada benzeşmesi nedeniyle sempatizanlarının öteki tarafa kayması muhtemel.

DSP: Bugün Deniz Baykal'ın yaptığını 5 sene önce Bülent Ecevit yapıyordu. Bundan 5-6 sene evvel Abdullah Öcalan'ın yakalanması sayesinde %22 oy oranıyla birinci parti seçilen DSP, koalisyonu ANAP ve MHP ile paylaşınca ne Mesut Yılmaz, ne de Devlet Bahçeli dönüşümlü başbakanlık talep etti. Dürüst kişiliğinin yanında zayıf otoritesi, Türkiye'nin 2000 ve 2001 ekonomik krizlerini yaşamasında başlıca rol oynadı. Bu zayıf otoriteyi milletvekilleri ve bakanlar layığıyla değerlendirdi. Ancak zamanı gelip de artık hareket kabiliyetini epey yitirince, dikta devrinin bittiğini o da anladı. Zamanın olay başbakanı, siyaset perdesinden çekilirken yerine kendi adamını koydu. Adam yakışıklı, ama ne kadar siyasetçi bilinmez. Ama DSP'nin belinin son çuvallamadan sonra kolay kolay doğrulacağını sanmam.

ANAP: MHP ile benzer durumda olan ANAP'ın, siyasi görüş itibariyle benzediği parti DYP. Ancak hükümette olmaması nedeniyle, Mehmet Ağar'ın politikaları yüzünden sempatizanlarının DYP'ye kayacağını tahmin ediyorum. Ne var ki sağ görüşe mensup bu iki parti de AKP'nin politikalarından çok kayıp yaşadı.

YTP: Eğer İsmail Cem, Kemal Derviş ile mutabakatında amacına ulaşsaydı ve başarılı bir siyasi oluşumun temellerini güzel atsalardı, CHP'ye oy verecek olan kitlenin %80'inden fazlası, DYP'ye, ANAP'a, DSP'ye ve MHP'ye oy verecek olan kitlenin %50'si YTP'ye oy verecekti ve YTP koalisyon ortağı olacaktı. En azından sol görüş yine kuvvetini sürdürecekti. Ancak ben, o sırada dönen entrikalardan sadece Deniz Baykal ve Kemal Derviş'i değil, İsmail Cem'i de sorumlu tutuyorum. Ya Kemal Derviş'i ikna edemedi, ya da kendisi de pisliğe bulaştı. Sonuç olarak, Kemal Derviş solda birleşim istedi(doğru görüş), İsmail Cem solda birleşime karşı çıktı(haklı görüş), Deniz Baykal solda birleşime taraf olduğunu beyan etti(kalleşçe bir yalan). Bir anda yollar ayrıldı, Kemal Derviş'e aptalca umut bağlayan Türk halkı, yine solda sadece CHP'yi gördü. İsmail Cem diye birşey de kalmadı. O da belini kolay kolay doğrultamaz. Aslında Dışişleri konusunda Türkiye'nin en kuvvetli adamıydı, ancak yazık oldu. Netice olarak da bu parti, CHP ile birleşerek yok oldu.

YP: Saadettin Tantan'ın bakanlıktan alınması akabininde istifası ile kurmuş olduğu bu partinin (kurulmadan evvelki)propagandası, Türkiye'nin tüm şehirlerinin gezilerek kimi yerlerde paneller ile gerçekleşti. Ancak Tantan'ın amacına ulaşması neredeyse imkansız.

TKP: Politika ile alakası olmayan, ya heyecan yaşamak isteyen, ya da böyle başarılı olabileceklerine inandırılan genç arkadaşların bir hayal dünyası. Sürekli duvarlara afişler yapıştırarak sadece propaganda yapan, hiçbir siyasi örgüte rahatsızlık ver(e)meyen bir grup. TKP adı, sadece bu partinin genel başkanına bir etiket ve adres olmaktadır. Ne yapsak acaba, bir makamımız olsun diye biz de mi parti kursak? EHAP: Elohab Authority Partisi (:->)

DEHAP: Tamamen bölgesel besinli bir oluşum ve beslenme yöntemleri itibariyle bumerang konumundalar. Şu an için bumerang atıldı ve Türkiye'ye geliyor. Büyük ihtimalle bizi ıskalar, ancak dönüş hedefi ise tam olarak belli değil. Muhtemelen dönüşe geçtiği anda indirirler.

Adından bahsetmediğim partiler hakkında fikir sahibi değilim. Kimilerinin bir zamanlar anarşik düzen üzerine çabaladıklarını biliyorum(ÖDP gibi). Ancak şu an için tehlike teşkil eden parti yok. Sadece Leyla Zana ve arkadaşları, sırf bir inat uğruna, belki de görev addettikleri için Avrupa Birliği'ne Türkiye karşıtı kozlar sağlamaya çalışıyorlar.

Ben, Avrupa Birliği'ne girmememiz taraftarıydım. Bu nedenle Atayıl'ın anketinde iki şıkka birden işaret koydum: Tam üyelik ve Girmemeliyiz. İlla gireceksek bari düzgün girelim isterim. Biz Avrupa Birliği'ne neredeyse hiçbir şey katamayız, ancak onlar bize birşeyler katana kadar bizim zararlı insanlarımız, kendi aralarında oluşturdukları bu güzelim birliğin dağılmasına neden olabilirler. Türkiye gerçekten berbat durumda ve pek çoğumuz, şans eseri normal yaşantımıza devam ediyoruz(Biliyorum, Atilla Ünal yine muhalefet edecek... (:->). Hep şunu söylemişimdir: Bir ülkenin sivili, polisi ve askeri kardeş olmazsa o ülke düzelmez. Polis sadece copluyor ve engelliyor. Hep derdim ki, işler kötü gittiği halde neden emniyeti temsil eden polis, emir aldıkları insanlara dönmüyor? Bunu en son 3 yıl önce söyledim. Sonra da politikaya ilgi duymaya başladım ve gerçeği gördüm. Geçenlerde de ilk defa polisle bir vukuatım oldu ve midem bulandı. Yurtdışını asla düşünmeyen bir kişi olarak ilk defa ülkemi terketmeyi ciddi ciddi düşündüm. Unutmayın arkadaşlar, devlet hususunda muhattap olduğumuz insanlar düşük tahsillidir ve sadece aldıkları maaşı ve yedikleri rüşveti düşünürler. Görevlerini yerine getirmezler. Benim bu hükümetten beklediğim en büyük reform, emniyet reformudur. Huzurun temeli güven duygusudur.

Bu tip konuları, ilgilenen arkadaşlarla seviyeli biçimde irdelemekten zevk duyarım. Sağlık, mutluluk ve sevgiyle kalmanız dileğiyle...

Cihan Atıl Namlı

21 Aralık 2004 Salı