Özgürlükler, Haklar ve Yasaklar

Merhaba arkadaşlar.

Çok uzun süredir grubumuzda hiçbir makale yazılmadı, hepimiz suskunlaştık. Mezunların hayat ve okuyan arkadaşlarımızın okul mücadelesinin bunun üzerinde ciddi bir etken oluşturduğu hususunda şüphe duymuyorum. Yazımın ilk bölümünde güncel bir soruna, devamında ise son zamanların en önemli gündem maddesi olan Terörle Mücadeleye değineceğim.

Az önce pek saygıdeğer bir arkadaşım, popüler video paylaşım sitesi Youtube (http://www.youtube.com) sitesine erişimin mahkeme kararıyla durdurulmuş olduğunu söyledi. Merak ettim ve girmeye çalıştım, gerçekten bilenleri sadece sinir içerisinde gülümseten meşhur kırmızı renkli "Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir." yazısını gördüm. Esasında çılgına döndüm, ancak elimden gelen birşey yok. Sonra merak ederek yaptığım kısacık bir araştırmada, olayın neden gerçekleşmiş olduğunu anlatan bir haber buldum:

http://www.cnnturk.com/BILIM_TEKNOLOJI/TEKNOLOJI/haber_detay.asp?PID=16&haberID=421035.

Youtube sitesini açmaya çalıştığımızda gördüğümüz bu yazının altında, kararın hangi mahkeme tarafından hangi sayıyla ve hangi tarihle alındığı yazmaktadır. 2-3 hafta öncesine kadar bu gibi durumlarda, önceki paragraftaki engelleme duyuru yazısından başka hiçbir şey yazmazdı. Bilgi toplumu olma yolunda ilerlediğimiz ve bunu sağladığını iddia eden Türk Telekom A.Ş. adlı kuruluşun, bu kadar basit bir ek bilgiyi eklemeyi dahi düşünmemiş olması milletimiz adına son derece talihsiz bir durumdur. Kaldı ki aynı kuruluşun resmi web sitesinde (http://www.turktelekom.com.tr), bu denli popüler bir siteye erişimin durdurulması ile ilgili olarak herhangi bir haber yer almaması ise, milletimize yapılan ayıpların bir başka örneğidir.

Bu sitenin (ve daha pek çok sitenin), Türk Telekom A.Ş.'nin bir hizmeti olan TTnet üzerinden erişim sağlamakta olan abonelerin DNS çözümlemesine müdahale edilmek suretiyle yasaklanması, milletimize hiçbir fayda sağlamayacaktır. Tam aksine, karara gerekçe olarak gösterilen "Atatürk'ü ve Türk milletini aşağılayan videolar" yeniden siteye eklenebilecek, ancak bizler bu videoları Youtube'nin kullanım sözleşmesine aykırı oldukları gerekçesiyle site sahibi firma yönetimine şikayet edemeyeceğiz. Şerefimizi, onurumuzu ve milletimizi savunma adına bir takım yasal mücadeleleri gerçekleştiremeyeceğiz. Böylece meydan boş kalacaktır. Ayrıca milletimiz alehinde propagandalar artarken bizler ne olduğunun farkında bile olamayacağız. Suç duyurusunda bulunarak siteye Türkiye'den erişimin engellenmesini talep eden Cumhuriyet Savcısının yaptığı bu işe kısaca işgüzarlık denir. Türk milleti olarak işgüzarlık durumlarına alışık olduğumuzdan pek çok sefer tepki vermiyoruz, yetkililer de -sağolsunlar- tepki verdirtene kadar uğraşmaktadırlar. Burada -belli ki konuda uzman bilirkişilerin fikri alınmadan- uygulanan engelleme, devlet birimlerinin yasal bir mafyayı andıran davranışı olmuştur. Olaya statüko bazında baktığımızda ise, icraatın "pire için yorgan yakmak"tan hiçbir farkı yoktur; zira sakınca teşkil edecek bir içeriğin kaldırılması için Dışişleri Bakanlığı tarafından yazılacak bir yazı, her zaman en hızlı çözümü sağlar. Ancak bürokratların klasik tutumu hep aynıdır:

İdealist kalem: Sayın savcım, bu site ile ilgili bazı şikayetler var. Bu ülkede o kadar bilgisayar uzmanı da var, bir çözüm bulmaları için Ulaştırma Bakanlığına yazı mı yazsak...

Savcı: Yahu ne uğraşacağız, kapatılsın gitsin. Zaten ben bilgisayardan anlamıyorum, öyle yerlere de giremiyorum. Girmesin millet de, eskiden internet mi vardı sanki...

Not: Bu karar ile Türk Telekom A.Ş. tarafından uygulanmakta olan DNS müdahalesi, sadece TTnet kullanıcılarını etkilemektedir. İnternet bağlantısının DNS adresleri bölümüne yurtdışında bulunan herhangi bir DNS Sunucusunun adresini girmek suretiyle bu kısıtlamadan kurtulmak mümkündür. Kaldı ki bu hizmeti TTnet'ten değil de farklı kuruluşlardan alan aboneler genellikle bu engellemeden etkilenmemektedir. Yani alınan kararın uygulanması, yine alışık olduğumuz üzere son derece çarpıktır. TTnet'in de bu durumdan şikayet etmemesinin ardındaki en muhtemel gerekçe, bu site üzerinden kullanılan trafiğin, tüm yurtdışı çıkışı üzerinde hatırısayılır pay sahibi olmasıdır.

Değerli arkadaşlarım; para, hakimiyet ve hükmetme hırsı mafyayı doğurur. Dolayısıyla mafya insanların karakterinden ileri gelen bir oluşumdur; genel anlamda kanunlara aykırı faaliyetler gösteren organize şebekedir. Ancak özgürlüklerin haksız yere kısıtlanması ve adaletin ihmal edilmesi ise terör gerçeğini ortaya çıkarır. Çünkü köşeye sıkışan, hakları elinden alınan ve gururu ezilen bir insan kontrolden çıkar ve zarar verecek bir hale gelir. Bu karakter de, terörün tanımına uygun olarak çevre ve insanlar üzerinde korku ve paniğe yol açacak eylemlerde bulunur. Bu bağlamda terörü sadece bir zayiat meydana getiren unsur olarak değil, zayiat riski teşkil eden unsur olarak görmemiz çok önemlidir. Terör bireysel olabildiği gibi, çete bazında organize olarak toplu bir eyleme de dönüşebilir.

Ülkemizin, 1980'li yılların başından bu yana mücadele ettiği PKK terör örgütü (yazı içerisinde bölücü terör örgütü - BTÖ olarak kullanacağım), Kürt kökenli vatandaşların haklarını savunan sözde bir kılıf altında, özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki illerimiz başta olmak üzere yurdumuzun pek çok bölgesinde güvenlik güçlerine, kamu birimlerine ve nihayetinde de Türk halkına karşı silahlı ve hain bir saldırı sürdürmektedir. Bu noktada terör kavramının nasıl teşkil olduğunun iyice ayırt edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu terörün sebebi, yukarıda değindiğim sebepten çok farklıdır.

BTÖ'nün terör tanımı altında olan faaliyetleri, bölgede yaşamakta olan sivil halka ve kamu birimlerine karşı olan faaliyetleridir. Yakın zamanda cereyan eden, bir minibüsün taranması suretiyle içinde olan 12 vatandaşımızın öldürülmesi (şehit edilmesi) tam anlamıyla bir terör örneğidir. Bu şekilde BTÖ, bölgede yaşayan halk üzerinde mutlak bir korku ve panik oluşturmakta, benzer eylemleriyle de insan hayatına kastetmektedir. Benzer eylemlere örnek olarak işyerlerinin ve şantiyelerin yağmalanması, yollara döşenen uzaktan kumandalı mayınların, sivil araçların geçişleri esnasında patlatılması ve köylere giden BTÖ'ye mensup grupların silahlı propaganda yaparak köylerden haraç alması gösterilebilir. Silahsız vatandaşların, bu şekilde cereyan eden faaliyetler karşısında pek çok özgürlüklerinin ellerinden alındığı aşikardır.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, İç Güvenlik Harekatı kapsamında BTÖ'ye karşı sürdürmüş olduğu mücadelede, silahlı kuvvetlerin her türlü birimi görev almaktadır. Esasında sınırlar içerisindeki güvenlikten Polis ve Jandarma Teşkilatları sorumludur. Bu teşkilatlar doğrudan İçişleri Bakanlığına bağlıdır. Ancak BTÖ'nün faaliyet alanları o kadar geniştir ki, faaliyet bölgesindeki güvenlikten sorumlu Jandarma'nın, bırakın bölgede güvenliği sağlamak, zaman zaman kendi güvenliğini sağlamaya bile gücü yetmemektedir. Dolayısıyla hükümet yetkilendirmesi dahilinde doğrudan TSK'ya bağlı kuvvet komutanlıkları da, çok uzun soluklu bu harekata destek vermektedir. Hatta uzun yıllardır sürmekte olan bu mücadeleye odaklanan "İç Güvenlik Birlikleri" de, sadece bizim ülkemizde bulunan bir birlik türüdür. Bu birliklerin adı, çeşitli normlar ile uyum maksadıyla yakın zamanda "Motorlu Piyade Birlikleri" olarak değiştirilmiştir.

BTÖ'nün TSK'ya saldırıları, tamamen bir yıldırma ve göz korkutma girişimidir. Çünkü BTÖ üst düzey yöneticilerinin yegane hedefi, bölgenin kendilerinden sorulduğunu haykırmaktır. Dolayısıyla, bu hedeflerine karşı çıkacak her türlü girişim ve fikri ortadan kaldırmaya yönelik eylemler yapmaktadırlar. İşte TSK'nın bu noktada 2 önemli rolü vardır:

1. BTÖ'nün çevre ve sivil halk üzerindeki tehdidini kendi üzerine çekerek, bölgede normal yaşamın devam etmesine çalışmak,

2. Silahlı bir örgüt olan BTÖ'ye karşı taktik mücadele vererek, örgütün kan kaybetmesini ve emellerine ulaşamamasını sağlamak; bu suretle örgütün sözde umutlarını kırmaktır.

Neden sözde umut? Çünkü bölgede yaşam ile ilgili hiçbir sıkıntısı olmayan ve her türlü devlet hizmetinden faydalanan Kürt kökenli halkın haklarını savunduğu kılıfına gizlenen bir terör örgütü var. Bu halkın "haklarının" savunulmasına ihtiyacı yoktur ki; zira bu devlet kökeni ne olursa olsun "ben Türk'üm" diyecek her türlü vatandaşına sahip çıkabilecek kadar büyüktür. O halde şu çok açıktır ki Kürt kökenli vatandaşlar üzerinden yapılan bu hain politika ile bu vatandaşlarımız istismar edilmekte; kimilerinin cehaletinden faydalanılmakta ve kandırılmaktadır.

Ortada nihai bir hedef varsa o da bölgede bir Kürt devletinin kurulma arzusudur. Ancak bu devlet kurma arzusunun, "Türk'lerin tarih boyunca her zaman bir devlet kurmuş olması"na benzer yanı yoktur. Çünkü BTÖ'nün başlıca para kaynağı, bölgede kaçak olarak sıklıkla yetiştirilmekte olan Hint Keneviri bitkisinin esrara/uyuşturucuya dönüştürülmesi ve satılmasıdır. Güneydoğu Anadolu bölgesinin iklim ve arazi yapısı, bu bitkinin yetiştirilmesi için çok uygundur. Hatta kimi söylemlere göre dünyanın en kaliteli uyuşturucusu bu bölgede üretilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin kanunları, bu bitkinin ekimini ve yetiştirilmesini yasaklamaktadır. İç Güvenlik Harekatı kapsamında TSK'ya, bu bitkinin tespit edilmesi durumunda (savcılık izniyle) yakılması yetkisi verilmiştir. Hint Keneviri bitkisinin sadece 1 kökünden ortalama 1000 YTL'lik uyuşturucu madde üretilmekte, bitkinin yetiştirilmesindeki kolaylık ve boyutları da göz önüne alındığında, bölgede sadece 1 yılda yüz milyarlarca YTL'lik Hint Keneviri tohumu ekimi ve uyuşturucu üretilmesinin mümkün olduğu görülmektedir. Bu denli büyük bir paranın varlığı, altına gizlenilen "Kürt kökenli halkın haklarını savunma" kılıfının ne denli "sözde kılıf" olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Bölgede kurulması hedeflenen bir Kürt devleti ile bu ticaret, akla hayale gelmeyecek paranın bu devlete akmasına neden olacak ve bölgede hatırısayılır bir düşman gücün oluşumuna sebep olacaktır. BTÖ'nün diğer bir gelir kaynağı ise, köylerden ve hatta tüm yurttaki şirketlerden topladığı haraçlar ve hatta, silah zoruyla dağlara çıkardığı ve acımasız bir teröriste dönüştürdüğü gençlerdir. Örgütün silahlı ve acımasız yapısından ötürü kimse, bu haraçları vermemeye ve ailesine-sevdiklerine silah doğrultulduğunda "ben elinden ekmeğimi yediğim bu vatana silah doğrultmayacağım" demeye cesaret edememektedir. BTÖ'nün bu kadar geniş faaliyet alanında terör oluşturmasına tam anlamıyla engel olunamamasındaki en büyük neden ise, bölgenin aşırı engebeli arazi yapısıdır. Öyle ki, sadece Hakkari il sınırı dahilindeki dağları, üzerlerine bastırarak düzleyebilsek ve yaysak, tüm Türkiye'mizin yüzölçümüne eşit arazi oluşmaktadır. Merak edenler, Google Earth uygulaması ile Türkiye - Kuzey Irak sınırına bakabilirler. Bu uygulama, bölgenin tüm dağlarını yükselti ve alçaltılarıyla gösterebilmektedir (ancak sol alt taraftaki listede "Terrain" kutusunu seçmeyi unutmayın). Bu denli engebeli arazi yapısına rağmen ne yazık ki bölgede son derece dağınık bir yerleşim söz konusudur. Hiç tahmin etmeyeceğiniz, "yahu buraya da ulaşılabilir mi" diyeceğiniz yerlerde 3-5 haneden oluşan köyler bulunmaktadır. Bu durum, BTÖ mensuplarının bölgedeki faaliyetlerinin, hiçbir ek zahmete girmeksizin daha yoğun olmasına neden olmaktadır. Terörist, tüm kanunların ve insanlığın düşmanıdır; icra ettiği faaliyetin ardından bölgedeki herhangi bir haneye silah zoruyla girebilir ve hane fertlerine -tecavüz dahil olmak üzere- her türlü insanlık dışı muameleyi yapabilir. Yürürlükteki kanunlardan ötürü ne yazık ki savcılık izni olmaksızın da bu hanelerin araması gerçekleştirilemez, ayrıca elinde silah olmayan ve savcılık emriyle aranmayan kimse terörist olduğu gerekçesiyle öldürülemez veya tutuklanamaz. Esasında bu evler ve köyler, belirli bölgelerde gruplar halinde toplansa, hem halkın BTÖ'ye karşı savunulması daha kolay olur, hem devletin halkına daha fazla hizmet götürmesi mümkün olur, hem de BTÖ'nün halktan haraç alarak dağlarda varlığını sürdürmesinin önüne geçilir. Bu amaca benzer amaç güden (Köykent gibi) devlet projeleri varolduğu halde, ne yazık ki sorunun çözümüne yönelik politikalar bir türlü uygulanmamaktadır.

Faaliyetlerine göstermiş oldukları kılıftan ötürü BTÖ (Bölücü Terör Örgütü) adını verdiğimiz PKK'nın esasında en büyük işi ve hatta yegane amacı bellidir: Ortadoğu'dan Orta Avrupa'ya kadar olan bütün uyuşturucu trafiğini kontrol etmek. Bu kadar büyük bir coğrafyada faaliyet gösteren terör örgütünün tamamen para odaklı olduğu ve sözde amaçlarından ne kadar uzak olduğu hem bu durumdan, hem de vaktiyle bu örgütün içerisinde yer alıp da bir şekilde kaçarak devlete teslim olan kişilerin ifadelerinden bellidir. O halde, ben tezimi ortaya koyuyorum: PKK dünyanın en büyük ve en acımasız küresel mafyasıdır. Öylesine büyüktür ki, bütün medeniyetlerin doğduğu ve yayıldığı eski dünya ülkeleri coğrafyasının neredeyse tamamında faaliyet göstermektedir. Öylesine acımasızdır ki, alışılagelmiş mafya kavramındaki münferit yaralama ve öldürme faaliyetlerinin aksine, terörün en acımasız türü olan toplu katliam ve bombalama eylemleri icra etmektedir. Bizlerin, bu mafyaya karşı yapabileceği en önemli mücadele, toplumu bilinçlendirmek, çevremizi eğitmek, arada sırada küçük sohbetlerde kafası karışık olanları aydınlatmaktır. Çünkü PKK'nın en büyük ihtiyacı insan gücüdür ve bu gücün kesilmesi, doğal olarak örgütü yok olmaya sürükleyecektir. Tüm bunlara destek olması açısından, çok güzel ve özenle hazırlandığını düşündüğüm şu siteyi incelemeye de, uygun bir zaman aralığında 1 saatinizi ayırmanızı tavsiye ediyorum: http://www.diyarbakirtem.pol.tr. Belki bunun gibi daha nice siteler vardır, ancak ben en azından bunu biliyorum.

Son olarak, bazı kavramların tanımlarını tekrar gözden geçirmekte fayda görüyorum:

Özgürlük: Eylem ve davranış serbestisi. Bu bağlamda her insan, davranışının kendi canına zarar vermediği ölçüde özgürdür.

Hak: İdari kuruluşlarca, düzenin sağlanması amacıyla izin verilen özgürlükler. Bu bağlamda her insan, bir başkasının özgürlüğünü kısıtlamadığı ölçüde özgürdür.

Yasak: İdari kuruluşlarca, düzenin sağlanması amacıyla izin verilmeyen özgürlükler.

Ödev: İdari kuruluşlarca, düzenin sağlanması amacıyla yapılması istenen/mecbur tutulan filler.

Güvenlik: İnsanın zarar görmeden yaşayabildiği veya herhangi unsurların zarar görmeden kalabildiği şartlar.

Mafya: Para, hırs ve hükmetme maksadıyla kurulan ve bu maksatla kanun dışı işler yapan örgüt.

Terör: İnsanlar üzerinde korku ve panik yaratmaya yönelik eylemler ve olaylar.

Terörist: Terör eylemlerinin oluşumuna doğrudan veya dolaylı yoldan destek veren ve hatta buna göz yuman kimse.

İç Güvenlik Harekatı kapsamında Diyarbakır'ın Lice ilçesi dağlık kırsalındaki bir dağın başında görev yapmış bir yedeksubay olarak, yaşadıklarım ve izlenimlerim doğrultusunda son zamanların en önemli gündem maddesi olan Terörle Mücadele konusunda sizleri aydınlatmaya çalıştım, fikirlerimi aktardım. Özellikle henüz okuyan tüm öğrenci arkadaşlarımız ve mezun bayan arkadaşlarımız için bilgilendirici olacağını düşündüğüm yazımda sürç-i lisan ettiysem veya kimi noktaları eksik bıraktıysam affınıza sığınıyorum. Sabırla okuduğunuza inandığım için herkese teşekkürlerimi sunarım. Hepinize iyi günler ve iyi çalışmalar dilerim.

Cihan Atıl Namlı

19 Ocak 2008 Cumartesi