Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisindeki "Kendini Tatmin İhtiyacı"nı Doğru Biçimde Anlamak

İngilizce'de Self-Actualization olarak tanımlanmış Kendini Tatmin ihtiyacı, diğer kitaplar veya çalışmalarda "Kendini Gerçekleştirme" olarak çevirilmektedir. Bu tanımın neyi ifade ettiği tam olarak anlaşılamamakta, herkes birbirinden kopya çekerek birşeyler yazmakta ve dolayısıyla yanlış yorumlanmaktadır. Aslında insana akıl, mantık ve tecrübeler en doğru yolu gösterirler. Bilim, sebep-sonuç ilişkisi üzerine kuruludur; tecrübeler ve mantık bu ilişkiyi kurmaya yardım eder, akıl ise bu ilişkiyi idrak eder. Dolayısıyla bu ihtiyacın aslında neyi ifade ettiğini düşünerek anlamak daha doğrudur.

Kendini tatmin, kişinin "ne yapsam daha mutlu veya huzurlu olurum?" sorusuna cevap vermesi ve bu cevabı hayata geçirmesidir. Kendini tatmin, çok büyük ölçüde gönüllü faaliyetler ile sağlanan bir olgudur. Sosyal faaliyetler ve yardımlaşma, muhtaç insanlara yardım etmek, sokak hayvanlarına sahip çıkmak, çevreyi güzelleştirme ve ağaçlandırma çalışmalarına katılmak, toplu etkinlikler, hobi kursları bunlardan bazılarıdır. Abraham Maslow'un teorisi ile paralel olarak, bu ihtiyaç seviyesine ulaşmış olmak için kişinin, önceki dört basamağı da geçmiş olması gerekir. Söz konusu basamakların karşılanma eşikleri, çevresel etkenlere bağlı olarak ve insandan insana değişim gösterir. Bazı insanlar, maddi açıdan pek çoklarına göre zayıf durumda olmalarına rağmen kendi hallerinden memnun olup kendini tatmin basamağına kolayca ulaşabilirken, bazı insanlar ise, yoğun konfora sahip yaşam standartlarına ve maddi güçlerine rağmen o seviyeye ulaşamayabilmektedirler.

Şu bir gerçektir ki kendini tatmin ihtiyacı, diğer tüm ihtiyaçların tamamen karşılanmasının ardından sıra bulur. Ancak Saygınlık İhtiyacı, bazı kimseler için asla tam olarak karşılanamaz. Özellikle hırsları, hakimiyet güdüleri aşırı ön plana çıkan veya üstünlük konusunda takıntısı-kompleksi olan insanlar, bu basamakta çakılı kalabilirler ve bir üst basamağa çıkamayabilirler. Bu basamağa çıkmadan önce doyurulması gereken saygınlık ihtiyacı, sadece kişinin kendisine yakın küçük bir kitlenin gösterdiği saygıyı değil, daha büyük kitlelerin kişiyi gönülden kabulü ve gösterdiği saygıyı referans alır. Sosyolojik araştırmalarda insanlar davranışları açısıdan "iyiler" ve "kötüler" diye ikiye bölünmüş ve tüm insanların yaklaşık %90'ının iyi insan, kalanının ise kötü insan olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İyi insanların büyük bölümü, yine iyi insanları gönülden kabul eder ve saygı gösterirler; kötü insanları ise kabul etmez, sadece mevkisine istinaden gönülsüz ve zoraki bir saygı gösterirler. Dolayısıyla bir insanın kendini tatmin basamağına ulaşması için "iyi insanlar tarafından kabul ve saygı görmesi" esastır. Ancak ilk iki basamakta bulunan ve bu basamakları aşmakta güçlük çeken insanlar, özlerinde iyi olsalar dahi kötü insanlar tarafından aldatılmaya çok açık haldedirler. Dolayısıyla gönülden kabule yönelik değerlendirme yapılırken, insanların maddi ihtiyaçlarının karşılanıyor olmasının büyük önemi vardır.

Aslında kötü insanların çoğu, sadece dördüncü basamağı değil üçüncü basamağı da aşmış değillerdir, ancak bazen egolar öyle baskındır ki üçüncü basamağı görmeyip dördüncüye atlayabilirler. Ayrıca Clayton Alderfer'in ERG teorisine göre sosyallik basamağı ile saygınlık basamağı yer değiştirebilir. Kendini tatmin basamağında yer alabilmek için kişinin, yaptığı çalışmaların çevresi tarafından kabul gördüğünü bilmeye ve bundan huzur duymaya ihtiyacı vardır. Karakterlerinden ötürü sosyallik basamağını erteleyen insanlar, saygınlık ihtiyaçlarını daha önce tatmin etseler dahi bunu sağlarken uyguladıkları ve alıştıkları yöntemlerden ötürü sosyallik ihtiyacını gidermeyi başaramayabilirler; burada sözü edilen sosyallik, anlık, kısa süreli veya gelip geçici bağları değil, daha samimi ve kuvvetli bağları esas almaktadır. Sosyallik ihtiyacı karşılanamadığında, orta ve uzun vadede mutlak yalnızlığı ve kişilik bunalımlarını beraberinde getirebilmektedir.

2000'li yılların Türkiye'sinde "kendini tatmin" kavramını, gönüllü faaliyetler ile açıklamak son derece yerindedir. Zira insanlar, birşeyleri başarırken veya yaparken, ortaya koydukları sonucun takdir edildiğini görmeliler ve bundan mutluluk ve huzur duymalılardır. Bunu sağlamanın en kolay yolu, gönüllü çalışmalar yürüten sivil toplum örgütleri içinde yer almaktır. Ancak sivil toplum örgütleri, genellikle büyük şehirlerde ve göreceli hayat standardının yüksek olduğu yerlerde çatı oluşturabilmekte, hayat standardının daha zayıf olduğu taşra bölgelerinde ise bu tür yapılar oluşmakta güçlük çekmektedir. Dolayısıyla Anadolu'nun küçük şehirlerinde veya kasabalarında kendini tatmin olgusunun halkın geneline yayılması mümkün olmamaktadır. Bu tür yerleşim birimlerinde insanların pek çoğu, maddi nedenlerle Maslow'un "güvenlik ihtiyaçları" basamağında kalırlar ve imkanları olduğunda "sosyal ihtiyaçlar"ını akrabalarını ve aile dostlarını ziyaret ederek karşılarlar. Sosyal ihtiyaçları karşılamada bir diğer unsur olan ve Türk kültürünün de ayrılmaz bir parçası olan Kahve (veya Kıraathane) mekanlarının yoğun kullanımı, bu mekanların kolay erişilmesi ve külfetli olmamasından ötürüdür.

Anadolu'da taşra yaşantısında saygınlık, orta ölçekli esnaflar (örneğin beyaz eşya bayileri), küçük üretim tesisi sahipleri ve yerel idareciler seviyesinde başlar. Bu kişilerin pek çoğu, "iyi insan" da olmaları şartıyla saygınlık ihtiyaçlarını kolayca karşılarlar ve son basamağa çıkarlar. Ancak örgütlü bir yapının sağlanamaması nedeniyle bu insanların çoğunlukla bireysel anlamda ve yaratıcılık ekseninde kendini tatmin ile uğraştıkları görülmektedir. Ahşaptan maket yapmak, kendine ait mülkte bahçe işleriyle uğraşmak, tek başına müzik çalmak bu uğraşıların bazılarıdır. Zevklerin çeşitliliği ve ayrışması, zaten düşük olan nüfustan ötürü, örgütlü yapıların oluşmasının önünde önemli bir engel teşkil etmektedir.

Cihan Atıl Namlı

15 Aralık 2013