Cihan Atıl Namlı MBA Cihan Atıl Namlı İktisadi ve İdari Konular Eğitim Sayfası Cihan Atıl Namlı MBA

Cihan Atıl Namlı Kişisel Web Sitesi > İktisadi ve İdari Konular Eğitim Sayfası > Bölüm 6: İktisat
Bölüm 1: Stratejik Yönetim Bölüm 2: İnsan Yönetimi Bölüm 3: İstatistik Bölüm 4: Operasyonlar, Proje ve Süreç Yönetimi Bölüm 5: Pazarlama Bölüm 6: İktisat Bölüm 7: Finans

MBA Konuları - Bölüm 6: İktisat

MBA Subjects - Chapter 6: Economics

Cihan Atıl Namlı, 2010-2014

6.1 Talep Eğrisi (Demand Curve)

Bir malın talep edilen miktarı, genelde kuvvetli ölçüde fiyatının bir fonksiyonudur. Belirli bir ürünün, diğer herşeyi sabit tutmak suretiyle farklı fiyat seviyelerinde talep edilen miktarını belirlemek için bir deney yapıldığını varsayın. Verilerin bir cetvel halinde gösterilmesi ile, aşağıda bir örneği bulunan bir talep cetveli oluşur:

Talep Cetveli (Demand Schedule)

Fiyat
(Cost)
Talep Edilen Miktar
(Quantity Demanded)
5 20
4 29
3 40
2 53
1 68

Bu örneğe ilişkin talep eğrisi verilerin grafik üzerinde gösterilmesiyle elde edilir:

Talep Eğrisi (Demand Curve)

Talep Eğrisi (Demand Curve)

Geleneksel olarak talep eğrisi, fiyatı dikey (y) eksende, talep edilen miktarı ise yatay (x) eksende gösterir.

Talep Kanunu (The Law of Demand), talebin fiyatın zıt istikametinde ilerlediğini belirtir ve bu etki talep eğrisinde aşağıya yönelik eğim olarak gözlenebilir.

Temel analizde talep eğrisi sıklıkla düz bir çizgi olarak yakınsanır. Düz bir çizgi (doğru) için talep fonksiyonu aşağıdaki biçimi alır:

Talep Edilen Miktar = a - (b x Fiyat)

Yukarıdaki fonksiyonda a ve b, her bir talep için ayrı ayrı belirlenmesi gereken sabitlerdir.

Fiyat değiştiğinde sonuç, eğri boyunca ilerlenmek suretiyle talep edilen miktarın değişmesidir.

Talep Eğrisinde Kaymalar (Shifts in the Demand Curve)

Fiyat dışında bir etken söz konusu olduğunda, belirli bir fiyat için talep edilen miktarın değişmesine yol açacak biçimde, talep eğrisinde sağa veya sola doğru kaymalar olabilir. Örneğin, bir ürün hakkında olumlu haberler varsa, her bir fiyat için talep edilen miktarlar artabilir ve bu durum, talep eğrisinin sağa doğru kayması biçiminde görünür:

Talep Eğrisinde Kayma (Demand Curve Shift)

Talep Eğrisinde Kayma (Demand Curve Shift)

Birden fazla etken ürüne olan talebi etkileyebilir, ve bu etkenlerin bir veya daha fazlasındaki değişimler talep eğrisinde bir kaymaya yol açabilir. Talebi kaydıran etkenlerin bazıları şunlardır:



6.2 Talebin Fiyat Esnekliği (Price Elasticity of Demand)

Bir ürünün talep eğrisindeki önemli yönlerden biri, fiyat değiştiği zaman talebin ne kadar değiştiğidir. Bu yanıtın iktisadi ölçümüne talebin fiyat esnekliği adı verilir.

Talebin fiyat esnekliği, miktardaki orantısal değişimin fiyattaki orantısal değişime bölünmesi ile hesaplanır. Orantısal değişimler kullanıldığından esneklik birimsiz bir değerdir ve ölçülen değerlerin türüne (kilogram, adet, uzunluk vs.) bağlı değildir.

Örneğin, fiyattaki %2'lik bir artış talepte %1'lik bir azalmaya yol açıyorsa, talebin fiyat esnekliği yaklaşık olarak 0.5'tir. Tam olarak 0.5 değildir, çünkü esnekliğin özel tanımı doğrultusunda, yüzdesel değişim hesaplarken ilk ve son değerlerin ortalaması kullanılmaktadır. Esneklik belirli bir yay veya bir talep eğrisinin belirli bir kesimi üzerinden hesaplanıyorsa, buna yay esnekliği denir ve aşağıdaki ifadenin büyüklüğü (mutlak değeri) biçiminde tanımlanır:

  M2 - M1  
  ( M1 + M2 ) / 2  
F2 - F1
( F1 + F2 ) / 2

Burada M1 ilk miktarı, M2 son miktarı, F1 ilk fiyatı ve F2 de son fiyatı göstermektedir.

Miktar ve fiyatlar için ortalama değerlerin kullanılması ile, hem düşük fiyattan yükseğe hem de yüksek fiyatta düşüğe doğru hesaplamalar yaparken aynı esneklik bulunur. Örneğin, 30 TL'den 40 TL'ye çıkılırken %33'lük bir fiyat artışı olduğu halde 40 TL'den 30 TL'ye inilirken %25'lik bir fiyat azalışı söz konusudur. Bu dengesizlik, her iki durum için de ortalama fiyatın kullanılması ile giderilir.

Daha kolay hesaplamalar için yukarıdaki formül, aşağıda olduğu gibi sadeleştirilebilir:

 ( M2 - M1 ) ( F2 + F1 ) 
( M2 + M1 ) ( F2 - F1 )

Talebin fiyat esnekliğini daha iyi anlamak için farklı değer aralıklarını göz önüne almak faydalı olur.

Esneklik > 1 (Elasticity > 1)

Böyle bir durumda talep edilen miktardaki değişim oransal olarak fiyattaki değişimden daha fazladır. Bunun anlamı, fiyattaki bir artışın gelirde düşüşe yol açacağı ve fiyattaki bir azalışın da gelirde artışa yol açacağıdır. Sonsuz esnekliğe yakın olan aşırı bir durumda, talep eğrisi neredeyse yatay olabilir ve talep edilen miktarın fiyata aşırı duyarlı olduğu anlamına gelir. Sonsuz esneklik durumu tam esneklik olarak tanımlanır ve aşağıda gösterilmektedir:

Tam Esnek Talep Eğrisi (Perfectly Elastic Demand Curve)

Tam Esnek Talep Eğrisi (Perfectly Elastic Demand Curve)

Bu talep eğrisinden, asgari bir fiyat değişikliğinin dahi talep edilen miktarda sonsuz büyüklükte bir kaymaya yol açacağı kolayca anlaşılabilir.

Esneklik < 1 (Elasticity < 1)

Böyle bir durumda talep edilen miktardaki değişim oransal olarak fiyattaki değişimden daha azdır. Fiyattaki bir artış gelirde de artışa yol açar ve fiyattaki bir azalış gelirde de azalışa yol açar. Sıfır esnekliğe yakın olan aşırı bir durumda, talep eğrisi neredeyse dikey olabilir ve talep edilen miktar neredeyse fiyattan bağımsız olabilir. Sıfır esneklik durumu tam katı olarak tanımlanır ve aşağıda gösterilmektedir:

Tam Katı (Sıfır Esnek) Talep Eğrisi (Perfectly Inelastic Demand Curve)

Tam Katı (Sıfır Esnek) Talep Eğrisi (Perfectly Inelastic Demand Curve)

Bu talep eğrisinden, çok büyük bir fiyat değişikliğinin bile talep edilen miktar üzerinde hiçbir etkiye yol açmayacağı kolayca anlaşılabilir.

Esneklik = 1 (Elasticity = 1)

Bu durumu birim esneklik denir. Talep edilen miktardaki değişiklik, fiyattaki değişiklik ile aynı orandadır. Herhangi bir yöndeki fiyat değişimi gelirde değişime yol açmaz.

Talebin Fiyat Esnekliğinin Uygulamaları (Applications of Price Elasticity of Demand)

Talebin fiyat esnekliği, fiyatta öngörülen bir değişiklik için talep edilen miktarda veya gelirde meydana gelmesi umulan değişimin bilinmek istendiği çeşitli problemlere uygulanabilir.

Örneğin, bir trafik tescil kurumu özel araç plakalarında bir fiyat artışı düşünüyor olsun. Mevcut yıllık fiyat 100 TL olsun ve kurum, daha fazla gelir elde etmek maksadıyla bu fiyatı 120 TL'ye çıkarmayı düşünsün. Kurumun, fiyatın 100 TL'den 120 TL'ye çıkması durumunda talebin fiyat esnekliğinin 1.3 olduğunu bildiğini varsayın.

İlgilenilen fiyat aralığı için esneklik birden büyük olduğundan, fiyattaki bir artışın kurum tarafından toplanan gelirde bir azalışa yol açacağını biliriz, dolayısıyla fiyat artışı akıllıca olmaz.

Talebin Fiyat Esnekliğini Etkileyen Unsurlar (Factors Influencing the Price Elasticity of Demand)

Belirli bir talep eğrisi için talebin fiyat esnekliği, aşağıdaki unsurlar tarafından etkilenir:

Nokta Esnekliği (Point Elasticity)

Bazen talebin fiyat esnekliğini talep eğrisi üzerindeki belirli bir aralıktan ziyade belirli bir noktada hesaplamak daha faydalı olur. Bu esneklik ölçümüne nokta esnekliği denir. Nokta esnekliği fiyat ve miktarda sonsuz küçük bir değişim için hesaplandığından, diferensiyeller kullanılarak tanımlanır:

  dM  
  M  
  dF  
  F  

ve şu şekilde yazılabilir:

dM F
dF M

Nokta esnekliği, örneğin fiyatta %0.01'lik bir değişim gibi, çok küçük bir yayın esnekliği hesaplanarak yakınsanabilir.



6.3 Arz Eğrisi (The Supply Curve)

Fiyat, arz edilen miktarda genellikle bir ana belirleyicidir. Diğer tüm etkenlerin sabit tutulduğu belirli bir ürün için, incelenen veriye dayalı fiyat ve arz edilen miktardan ibaret bir tablo oluşturulabilir. Böyle bir tabloya arz cetveli denir ve aşağıda bir örneği yer almaktadır:

Arz Cetveli (Supply Schedule)

Fiyat
(Price)
Arz Edilen Miktar
(Supplied Quantity)
1 20
2 35
3 47
4 56
5 62

Bu verilerin grafiği oluşturularak aşağıda yer alan arz eğrisi elde edilir:

Arz Eğrisi (Supply Curve)

Arz Eğrisi (Supply Curve)

Talep eğrisinde olduğu gibi, arz eğrisinde gelenek miktarı yatay (x) eksende ve fiyatı da dikey (y) eksende göstermektir.

Arz Kanunu öteki herşeyin sabit olduğunda fiyat ne kadar yüksekse arzın da o kadar fazla olacağını belirtir. Arz kanunu, arz eğrisinde yukarıya yönelik eğim olarak gösterilir.

Talep eğrisinde olduğu gibi arz eğrisi de, analizini kolaylaştırmak için düz bir çizgi olarak yakınsanır. Düz bir çizgi biçimindeki arz fonksiyonu aşağıdaki yapıya sahiptir:

Arz Edilen Miktar = a + (b x Fiyat)

Burada a ve b her bir arz eğrisi için ayrı ayrı belirlenmesi gereken sabitlerdir.

Fiyattaki bir değişim, arz edilen miktarda bir değişim ile sonuçlanır ve arz eğrisi boyunca ilerlemeyi temsil eder.

Arz Eğrisinde Kaymalar (Shifts in the Supply Curve)

Fiyattaki değişimlerin arz eğrisi boyunca harekete yol açmasına karşın, diğer ilgili etkenlerdeki değişimler arzda bir kaymaya, yani arz eğrisinde sola veya sağa doğru bir kaymaya yol açar. Böyle bir kayma, belirli bir fiyat seviyesi için arz edilen miktarın değişimi ile sonuçlanır. Eğer bu değişim, her bir fiyat için arz edilen miktarı arttırıyorsa, arz eğrisi sağa doğru kayacaktır:

Arz Eğrisinde Kayma (Supply Curve Shift)

Arz Eğrisinde Kayma (Supply Curve Shift)

Bir ürünün arz eğrisinde kaymaya yol açabilecek çeşitli etkenler vardır. Bunlardan bazıları şöyledir:



6.4 Arz ve Talep (Supply and Demand)

Bir malın pazar fiyatı hem arz hem de talep tarafından belirlenir. 1890'da İngiliz iktisatçı Alfred Marshall, arz ve talebin fiyatı oluşturmadaki etkileşimi üzerine ilk yazılardan olan İktisatın İlkeleri (Principles of Economics) adlı çalışmasını yayınlamıştır. Bugün arz-talep modeli, iktisatın temel kavramlarından biridir. Bir malın fiyat seviyesi, temelde arz edilen miktarın talep edilen miktara eşit olduğu nokta tarafından belirlenir. Daha iyi anlaşılması açısından, arz ve talep eğrilerinin aynı grafik üzerinde çizildiği aşağıdaki örneği göz önüne alın:

Arz ve Talep (Supply and Demand)

Arz ve Talep (Supply and Demand)

Bu grafikte talep edilen miktarın arz edilen miktar ile dengede olduğu tek bir fiyat seviyesi vardır ve bu fiyat noktası, arz ve talep eğrilerinin kesiştiği noktadır.

Arz ve Talep Kanunu, fiyat seviyesinin arz ve talep miktarlarının eşitlendiği noktaya doğru gideceğini öngörür. Neden bunun denge noktası (equilibrium point) olması gerektiğini anlamak için fiyatın eğrilerin kesişim noktasından daha yüksek olduğu bir durumu göz önüne alın. Böyle bir durumda, arz edilen miktar, talep edilen miktardan fazla olacak ve pazarda bir arz fazlalığı olacaktır. Daha somut bir örnekle, grafikte birim fiyatın 3 olduğu bir durum için arz edilen ve talep edilen miktarlar şöyle olacaktır:

Arz Edilen Miktar = 47

Talep Edilen Miktar = 40

Dolayısıyla 47 - 40 = 7 birimlik bir arz fazlalığı olacaktır. Satıcılar, bu fazlalığı satabilmek için fiyatı indireceklerdir.

Satıcıların fiyatı denge noktasının altına indirdiğini varsayın. Bu durumda, talep edilen miktar arz edilenin ötesine geçecek ve bir kıtlık oluşacaktır. Eğer fiyat 2 olarak tutulursa durum şöyle olacaktır:

Arz Edilen Miktar = 35

Talep Edilen Miktar = 53

Dolayısıyla 53 - 35 = 18 birimlik bir kıtlık olacaktır. Bu durumda satıcılar, daha fazla para kazanabilmek için fiyatı arttıracaklardır.

Denge noktası, arz edilen ve talep edilen miktarların dengede olduğu, yani arz ve talep eğrilerinin kesiştiği nokta olmalıdır. Yukarıdaki grafikten, yaklaşık olarak bu noktadaki fiyatın 2,7 ve miktarın da 43 olduğu görülebilir.

Arz ve talep kanununun, talepte bir kayma olduğunda nasıl işlediğini görmek için aşağıdaki örneği göz önüne alın:

Arz ve Talepte Kayma (Shift in Supply and Demand)

Arz ve Talepte Kayma (Shift in Supply and Demand)

Bu örnekte, talepte olumlu yöne doğru kayma sonucu hem miktar hem de fiyat için yeni bir arz-talep denge noktası oluşmuştur. Arz ve talep eğrilerindeki her bir muhtemel kayma için denge fiyatı ve miktarı üzerindeki etkiyi gösteren bir grafik oluşturulabilir. Aşağıdaki tablo arzdaki, talepteki veya her ikisindeki kaymalardan meydana gelecek sonuçları özetlemektedir:

Arz ve Talepteki Kaymaların Sonuçları (Result of Shifts in Supply and Demand)

Talep
(Demand)
Arz
(Supply)
Denge Fiyatı
(Equilibrium Price)
Denge Miktarı
(Equilibrium Quantity)
+   + +
-   - -
  + - +
  - + -
+ + ? +
- - ? -
+ - + ?
- + - ?

Yukarıdaki tabloda artı (+) bir artışı, eksi (-) bir azalışı, boşluk ( ) değişiklik olmamasını ve soru işareti de, arz ve talepteki kaymaların büyüklükleri bilinmeden sonucun net biçimde belirlenemeyeceğini temsil etmektedir. Eğer sonuçlar tamamen açık değilse, bunların her biri için bir grafik çizmek analizi kolaylaştırır.



6.5 Fırsat Maliyeti (Opportunity Cost)

Kaynak kıtlığı, iktisatın pek çok temel kavramından biridir. Kıtlık dengeyi gerektirir ve dengeler de fırsat maliyeti sonucunu doğurur. Bir malın veya hizmetin maliyetinin çoğunlukla parasal anlamda düşünülmesine karşın, fırsat maliyeti, kararın sonucu olarak (sıradaki en iyi alternatif olarak) neyden vazgeçilmesi (boşverilmesi) gerektiğine dayanan bir karardır. İki veya daha fazla seçenekten birini seçmeye dair bir kararda fırsat maliyeti vardır.

Fırsat maliyeti, vazgeçilen fırsatları gözardı eden muhasebe maliyeti ile zıtlık teşkil eder. Bir MBA öğrencisinin özel bir üniversitede, öğrenim ücreti ve diğer masrafların toplamı olarak yılda 10.000 TL ödediği bir durumu göz önüne alalım. İki yıllık bir MBA programı için toplam masraf 20.000 TL olacaktır. Bu, eğitimin parasal maliyetidir. Halbuki okula dönme kararı verilirken, öğrencinin bir alternatif olarak iş hayatının içinde devam etme kararı verdiğinde kazanabileceği gelir olan fırsat maliyeti de göz önünde bulundurulmalıdır. Eğer bu öğrenci yılda 15.000 TL kazanıyor ve yıllık %10 zam bekliyor olsa, okula dönme kararı sonucunda 31.500 TL tutarında maaştan vazgeçilecektir. Bu miktar öğrenim masraflarına eklendiğinde, MBA derecesinin maliyeti 51.500 TL olacaktır.

Fırsat maliyeti, kararların maliyet ve faydalarının analiz edilmesinde faydalı olur. Çoğunlukla parasal olmayan anlamlarda ifade edilir. Örneğin, kişinin sadece tek bir ders alacak zamanı varsa, mikroekonomi dersini almanın yönetim dersini alamama şeklinde fırsat maliyeti olabilir. Her bir seçeneğin ötekine nazaran vazgeçilen faydaları vurgulanarak, seçeneklerin marjinal maliyetleri ve marjinal faydaları karşılaştırılabilir.

Başka bir örnek olarak, kazaya uğramış ve ıssız bir adada kalmış bir gemi tayfası, günde 10 balık avlamaya veya 5 hindistan cevizi toplamaya kadirdir. O halde bir tane hindistan cevizi toplamanın maliyeti iki tane balıktır. Bu basit örneğin, balık tutma ile hindistan cevizi toplama arasında doğrusal bir üretim olanakları sınırı'nı varsaydığı unutulmamalıdır.

Göreceli Fiyat (Relative Price)

Fırsat maliyeti, bir seçimin bir diğerinin fiyatına göre fiyatı olan göreceli fiyat biçiminde ifade edilir.

Örneğin, eğer bir kutu süt 1,50 TL ise ve bir somun ekmek 0,75 TL ise, sütün göreceli fiyatı 2 somun ekmektir. Eğer bir kişi bakkala 1,50 TL ile gider ve bir kutu süt alırsa, sütün fırsat maliyetinin 2 somun ekmek olduğu söylenebilir (ekmeğin sıradaki en iyi alternatif olduğu varsayılmaktadır).

Pek çok durumda göreceli fiyat, bir malın gerçek maliyetinin parasal fiyatından daha iyi anlaşılmasını sağlar.

Fırsat Maliyetinin Uygulamaları (Applications of Opportunity Cost)

Fırsat maliyeti kavramının geniş bir alanda uygulamaları vardır ve bazıları şöyledir:



6.6 Üretim Olanakları Sınırı (Production Possibility Frontier - PPF)

Sadece iki ürün üreten bir ada ekonomisini göz önüne alın: şarap ve tahıl. Belirli bir zaman döneminde, adalılar sadece şarap, sadece tahıl veya bunların ikisinin bir kombinasyonunu aşağıdaki tabloya uygun olarak üretmeyi seçebilirler:

Üretim Olanakları Tablosu (Production Possibility Table)

Şarap
(şişe)
Tahıl
(kilogram)
0 500
500 460
900 400
1200 300
1400 175
1500 0

Yukarıdaki veriler grafiğe döküldüğünde üretim olanakları sınırı eğrisi ortaya çıkmaktadır ve aşağıda gösterilmiştir:

Üretim Olanakları Sınırı (Production Possibility Frontier)

Üretim Olanakları Sınırı (Production Possibility Frontier)

PPF, bu ada ekonomisi için üretim etkenlerinin tam kapasitede kullanıldığı durumda tüm verimli çıktı kombinasyonlarını gösterir. Ekonomi, eğrinin içinde bir yerde, örneğin a noktasında kapasitesinin altında çalışmayı seçebilir, ancak bu şekilde bir ürün kombinasyonu, ekonominin üretme kabiliyetinin altında olacaktır. Eğrinin dışında, örneğin b noktasındaki bir kombinasyon mümkün değildir, zira çıktı seviyesi ekonominin kapasitesinin üzerindedir.

Bu üretim olanakları sınırının şekli, artan maliyetler ilkesini göstermektedir. Bir üründen ne kadar daha fazla üretilirse, diğer ürünün giderek artan miktarından vazgeçilmelidir. Bu örnekte, bazı üretim etkenleri hem şarap hem de tahıl üretimi için uygundur, ancak bu malların üretimi arttıkça, diğerinin üretimi için daha uygun olan kaynaklar buna yönlendirilmek zorundadır. Deneyimli şarap üreticilerinin verimli tahıl üreticileri olmaları gerekmez, ve tahıl üreticilerinin de verimli şarap üreticileri olmaları gerekmez, dolayısıyla üretim olanakları eğrisinin uç noktalarına doğru ilerlendikçe fırsat maliyeti artmaktadır.

Şarap üreticilerinin, belirli bir kaynak seviyesi için çıktılarını iki katına çıkarmalarına olanak tanıyan yeni bir tekniğin keşfedildiğini varsayın. Hatta bu tekniğin tahıl üretimine uygulanamadığını da düşünün. Bunun üretim olanaklarına etkisi aşağıdaki diyagramda gösterilmektedir:

Üretim Olanakları Sınırında Kayma (Shifted Production Possiblity Frontier)

Üretim Olanakları Sınırında Kayma (Shifted Production Possiblity Frontier)

Yukarıdaki diyagramda yeni teknik, herhangi bir tahıl üretim seviyesi için şarap üretiminin bir önceki seviyesini ikiye katlaması sonucunu doğurmuştur.

Son olarak, eğer her iki ürün de birbirine çok benziyorlarsa, üretim olanakları sınırı daha çok düz bir çizgiye benzer biçimde olabilir. Sadece şarap üretildiği bir durumu göz önüne alın. İki şarap markasının üretildiğini varsayalım: A Markası ve B markası. Bu iki marka aynı üzümleri ve üretim süreçlerini kullanıyor olsunlar, sadece marka farklı olsun. Aynı üretim etkenleri her iki ürünü (markayı) de eşit verimlilikte üretebilir. Bu durumda üretim olanakları sınırı aşağıdaki gibi görünecektir:

Çok Benzer Ürünler için Üretim Olanakları Sınırı (Production Possibility Frontier for Very Similar Products)

Çok Benzer Ürünler için Üretim Olanakları Sınırı (Production Possibility Frontier for Very Similar Products)

Unutulmamalıdır ki A markasının üretimini 0 şişeden 3000 şişeye çıkarmak için, B markasının üretimi 3000 şişe azaltılmalıdır. Bu fırsat maliyeti uçlarda bile aynıdır, yani A markasının üretimini 12.000 şişeden 15.000 şişeye çıkarmak, yine B markasının üretiminin 3000 şişe azaltılmasını gerektirir. Bu gibi bir durumda her iki ürün de neredeyse özdeş olduğundan ve aynı kaynaklar ile eş verimde üretilebildiklerinden, birinin diğerine olan fırsat maliyeti üretim olanakları sınırının uç noktaları arasında sabittir.



6.7 Karşılaştırmalı Üstünlük (David Ricardo and Comparative Advantage)

1817'de yayınladığı Siyasal İktisatın ve Vergilendirmenin Temelleri Üzerine (On the Principles of Political Economy and Taxation) kitabında David Ricardo, uzmanlaşma ve ticaretin faydalarını göstermek için Portekiz ve İngiltere'nin şarap ve giyecek ticareti örneğini kullanmıştır. Onun bu yazısı, insanların ve ulusların, ötekilerine kıyasla üstünlüklerinin en fazla veya zayıflıklarının en az olduğu faaliyetlere yönelmeleri durumunda toplam çıktının artacağını ifade eden karşılaştırmalı üstünlük ilkesine temel teşkil etmiştir.

Uzak bir adada yaşayan iki birey düşünün: A ve B. İki ürüne ihtiyaç duyulmakta ve bu ürünler üretilmektedir: hindistan cevizi ve balık. A bireyi, her iki ürünü de üretmede mutlak üstünlüğe sahiptir, yani B'den daha fazla hindistan cevizi üretebilmekte ve daha fazla balık avlayabilmektedir. Bu bireylerin üretim kabiliyetleri aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:

Çıktı Alternatifleri (Output Alternatives)

  Hindistan Cevizi Balık
A 10 10
B 4 8

Yukarıdaki örnekte yer alan sayılar, bireyin o üründen, öteki üründen hiç üretmediği durumda üretebileceği en fazla miktarı göstermektedir. Örneğin A bireyi 10 hindistan cevizi toplamaya karar verirse hiç balık avlayamayacaktır. Benzer biçimde, B bireyi 8 balık avlamaya karar verirse hiç hindistan cevizi toplayamayacaktır. Bu değerler, her bir bireyin üretim olanakları sınırı'ndaki uç noktaları temsil etmektedir. Bu örnekte, her bir üretim olanakları sınırının doğrusal olduğunu varsayacağız:

Birden Fazla Üretici İçin Üretim Olanakları (Production Possibilities for Multiple Producers)

Birden Fazla Üretici İçin Üretim Olanakları (Production Possibilities for Multiple Producers)

Eğer bireyler ticaret yapmazlarsa, her biri hem hindistan cevizi hem de balık üretebilir. Örneğin her biri zamanının yarısını hindistan cevizi toplamak, diğer yarısını da balık avlamak ile geçirirse, A'nın çıktısı 5 hindistan cevizi ve 5 balık olacak, B'nin çıktısı da 2 hindistan cevizi ve 4 balık olacaktır. Toplam birleşik çıktı 7 hindistan cevizi ve 9 balık olacaktır.

Hem A hem de B üretim kararlarında dengeyi gözettiklerinden, ürettikleri her ürün için fırsat maliyeti (opportunity cost) söz konusudur:

Hindistan Cevizi için Fırsat Maliyeti

A: Hindistan cevizi başına 1 balık (10 hindistan cevizi için 10 balık).
B: Hindistan cevizi başına 2 balık (4 hindistan cevizi için 8 balık).

Balık için Fırsat Maliyeti

A: Balık başına 1 hindistan cevizi (10 balık için 10 hindistan cevizi).
B: Balık başına ½ hindistan cevizi (8 balık için 4 hindistan cevizi).

A'nın hindistan cevizlerindeki fırsat maliyeti B'den düşük olduğu için, A'nın hindistan cevizi üretmede kartılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu söylenebilir, dolayısıyla adadaki çıktıyı en fazlaya çıkarmak için A'nın hindistan cevizi üretmesi gerekir.

B'nin balıktaki fırsat maliyeti A'dan düşük olduğu için, B'nin balık üretmede kartılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu söylenebilir, dolayısıyla adadaki çıktıyı en fazlaya çıkarmak için B'nin balık üretmesi gerekir.

Eğer A hindistan cevizi üretir ve B de balık üretirse, toplam birleşik çıktı 10 hindistan cevizi ve 8 balık olacaktır (uzmanlaşılmadığı durumdaki 7 hindistan cevizi ve 9 balığa karşılık). Bu örnekte hangi ürünün bireyler için daha kıymetli olduğu çok açık olmayabilir; 3 hindistan cevizi kazanmalarına karşın bir balık kaybetmişlerdir. Ne var ki A bireyi, basitçe 9 hindistan cevizi ve 1 balık üretmeyi seçebilir, böylece birleşik çıktı 9 hindistan cevizi ve 9 balık olur. Uzmanlaşılmadığı durum ile karşılaştırıldığında, ortada net 2 hindistan cevizi kazancı vardır ve balık kaybı yoktur. Birbirleriyle ticaret yaparak, her iki birey malları tercihleri doğrultusunda dağıtabilir, ve bu durum uzmanlaşma ve ticaret sonucunda her ikisinin de faydasına olur.

Uzmanlaşma ve ticaretin etkisi, bireyler için üretim olanakları sınırında genişlemedir. Her iki ürün için de A'nın B'ye göre mutlak bir üstünlüğü olsa bile, uzmanlaşma ve ticaret her ikisinin de faydasına olmaktadır.

2013 Türkiye'sinde Makro-Ekonomi ve Üretim Üzerine Karşılaştırmalı Üstünlük Değerlendirmesi

1900'lü yıllarda, teknolojinin henüz bugünkü anlamıyla mevcut olmamasından ötürü ülkeler, kısıtlı imkanlar ile üretim ve ticaret yapmaktaydı. Pazarlama kavramının yerleşmesine dek üretilmekte olan ürünler, genel talep gören ve özelleştirilmemiş ürünlerdi. Bu ürünler dünyanın her yerine aynı şekilde ihraç edilir veya sınırlı ölçülerde özelleştirilirdi.

Türkiye, coğrafi konumundan ileri gelen iklimsel özellikler ve antropolojik eğilimlerden ötürü, temel insanlık ihtiyaçları konusunda geçmişte kendine yeter bir ülke olmuştur. Türkiye'de gelişim göstermiş iş kolları şöyledir:

2002 Öncesi Durum Değerlendirmesi

Türkiye topraklarının %35,4'ü tarıma elverişlidir1 (783.562 km²'lik yüzölçümünün yaklaşık 277.400 km²'si). Dört mevsimin de yaşandığı iklim yapısı ile bu denli geniş topraklarda, dünyada genel talep görür tarım ürünlerinin büyük bölümünü üretebilmekte ve ihraç edebilmektedir. Çayırlık alanların da çokluğundan ötürü Türkiye'de, büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık etkili biçimde yapılabilmektedir. Hayvancılık için gerekli yemler olan mısır, arpa, buğday, yulaf, çavdar vb. ürünler, tarımsal faaliyetlerin en üst grubu olarak Türkiye'de üretilmektedir.

Türkiye'de gıda sektörü, hem Osmanlı imparatorluğunun kültürel mirasçısı olan ülkemizdeki derin sosyo-kültürel yapının yeme-içme konusundaki büyük çeşitlilik gösteren eğilimlerinden, hem de destekleyici sektörler olan tarım ve hayvancılığın gelişmiş olmasından ötürü dünyada özel bir yer sahibi olmuş, öyle ki "Türk mutfağı" deyimini hak etmiştir. Tekstil ve giyim konuları da, pamukçuluk ve ketenciliğin yaygın tarımsal faaliyetler olması ve moda konusunda adı öne çıkmış ülkelerin fason üretimlerinin ülkemizde gerçekleşmesi nedeniyle gelişim gösteren başka bir sanayi koludur.

Yukarıda adı geçen diğer alanlar da, ülkemizde, gerek kültürel eğilimler, gerek hammadde kaynaklarının çokluğu, gerekse de iklim ve coğrafi koşullar nedeniyle halkımızın önemli geçim kaynaklarını teşkil etmektedir.

2002 Sonrası Durum Değerlendirmesi

2002 sonrasında, ülkemizde, on yıllardır süregelmekte olan stabil makro-üretim döngüsünde değişiklikler meydana gelmeye başlamıştır. Özellikle tarıma yönelik devlet politikaları zayıflamaya başlamış ve birkaç sene içerisinde ülkemiz, tarımda kendine yeter ülke ünvanını yitirmiştir. 2010 yılına doğru gelindiğinde ise, lokomotif etki gösteren bu sektördeki zayıflamalar, özellikle yem üretiminin azalmasından ötürü hayvancılık iş kolunun da zayıflamasına ve et fiyatlarının aşırı yükselmesine sebep olmuştur.

Ne var ki devlet destekleri, bizim ülke olarak kuvvetli veya iddialı olmadığımız teknolojik alanlara doğru kaymış ve daha önce olmayan Arge destekleri ve teşvikler söz konusu olmaya başlamıştır. Özellikle 1990 ve sonrası dönemde, Çin'in uyguladığı aşırı değersiz yerel para birimi politikasıyla, bu ülkede işçilik fiyatları çok ucuzlamış ve dünyada önde gelen teknoloji üreticileri, üretim tesislerini kendi ülkelerinden bu ülkeye kaydırmaya başlamışlardır. Üretilmekte ve katma değer sağlamakta olan bu tür ürünlerin başında cep telefonları, bilgisayarlar ve televizyonlar gelmektedir. Çin, hem yoğun nüfusu, hem hammadde kaynakları konusundaki çeşitliliği, hem de ülkesine yatırım yapacak uluslararası yatırımcılara sunduğu benzersiz teşvikler ile teknoloji alanında bir üretim üssü haline gelmiş, 2000'li yılların başlarından itibaren de ürün başına maliyet hususunda rekabet edilemez boyutlara ulaşmıştır. Bu teknolojik gelişimden Güney Kore, Hong Kong, Singapur, Tayvan, Malezya, Tayland gibi çevre ülkeler de paylarını almışlar, paralel bir gelişim göstererek üretim ve arz piyasasına dahil olmuşlardır. Bu durum, serbest piyasa ekonomisi koşullarında ve koruyucu ithalat vergi uygulamaları olmadığı sürece, çok özel ve butik olmayan ürünlerin ülkemizde üretilebilme şansını zayıflatmaktadır.

Sözü edilen Arge teşvikleri, KOSGEB, Tübitak ve Sanayi Bakanlığı tarafından, herhangi bir ürün konusunda, bünyesinde istihdam ettiği mühendisler ile Arge çalışması yapmak ve bu ürünü üretime geçirmek isteyen firmalara verilmektedir. Ancak bu desteğin ucu öylesine açıktır ki, başvuran firmaların liyakatine ve projenin gelecekte katma değer yaratıp yaratmayacağına bakılmaksızın pek çok firmaya yüz binlerce liralar ölçeğinde destekler verilmektedir. Ne yazık ki bu desteklerin pek çoğu, geliştirilen ve üretilen ürünün satışından hedeflenen vergi gelirlerini sağlamamaktadır. Çünkü geliştirilen ürünün üretim maliyetleri, benzer ürünün uzak doğu ülkelerinde üretilip ithal edildiği fiyatın dahi üzerine çıkabilmektedir. Hal böyle olunca ürünün satışı gerçekleşememekte, devlet de vergi geliri sağlayamamaktadır.

Çin ve çevre ülkeleri, teknoloji üretimi konusunda mutlak bir üstünlüğe sahiplerdir, çünkü bu bölgede yer alan tesislerin tamamı ya entegre tesislerdir, ya da ihtiyaç duydukları ek ürün veya hizmetleri anında tedarik edebildikleri organize sanayi üsleri içindedirler. Buradaki tesislere yapılan çok büyük yatırımlar, bütün dünyaya ürün üretilmesi sayesinde kendini kolayca geri döndürmekte, amortisman sonrasında ise fiyat yapıları daha da esneyebilir hale gelmektedir. Türkiye ise tarım ve hayvancılık konusunda mutlak bir üstünlüğe sahipken bu üstünlüğünü korumak yerine tarımı zayıflatan politikalar izlemekte, üstüne üstlük Çin ve çevre ülkelerinin zaten dünyayı mutlak biçimde domine ettiği sektörlerde ihtiyacın çok üzerinde mühendis yetiştirmeye yönelik üniversitelerin açılmasına izin vermekte, uyguladığı Arge destek politikları ile de, sadece bu destek bedelini almayı amaçlayan firmalara geri ödemesiz krediler sunarak bu işi ucuzlatmakta ve konunun ciddiyetini azaltmaktadır. Psikolojik bir etkiye de sahip olan bu teşvik politikası, özel sektörün stratejik planlamalar ile Arge faaliyetleri yapmasının önüne geçmekte ve zaten oldukça sınırlı olan bu iş alanını niteliksizleştirmektedir. Sonuç basit ve nettir: Ne tarımda ne de teknikte kabul edilebilir bir seviyede olunamamaktadır. Sürdürülmesi mümkün olmayan bu düzen, karşılaştırmalı üstünlük prensiplerine tamamen aykırıdır. İçinde bulunduğumuz 2014 yılında dahi mühendis fazlası durum kendini göstermekte ve çalışan ücreti piyasası bundan son derece olumsuz etkilenmektedir. Üniversite mezunu personel arzında arz-talep dengesi, işverenin aşırı lehine olacak biçimde bozulmuştur, çünkü mezunlar yaşamlarını sürdürebilmek adına çalışmak ve para kazanmak zorundadırlar. Bu durum, iş bulabilmek için daha düşük ücretlere razı olma konusunda çaresiz bir yarışa sebep olmaktadır.

Türkiye'nin doğal kaynakları ve zenginlikleri sayesinde mutlak üstün olduğu alanlara yatırım yapmak, her zaman daha doğru karar olacaktır. Bu doğrultuda tarım ve hayvancılığın yeniden kuvvetlendirilmesinin yanında, gıda üretiminde markalaşma, nitelikli balıkçılık, yenilenebilir enerji (rüzgar veya güneş) santralleri, yaz ve kış turizmi gibi konularda planlı yatırımlar geleceğimiz açısından çok önemlidir. Ayrıca Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunan ham petrol rezervlerinin çıkarılıp işlenmesi ayrıca önem taşımaktadır; zira petrole olan talep arttıkça ve dünyadaki petrol rezervleri azaldıkça petrol fiyatları aşırı yükselme göstermektedir ve mutlak ithalatçı konumunda olduğumuz bu emtia, gerek ticarette gerekse de günlük hayatta gider kalemlerinin başlarında yer almaktadır. Dünya devlerinin, çevreye olan zararlarından ötürü bu hammaddenin kullanımının azaltılmasına yönelik bir konsensüsü, hiç çıkarmadığımız petrollerimizin bir anda değersizleşmesine sebep olabilir.

Mevcut durumun daha kötüye götürülmemesi ve istihdam piyasasının dengelerinin sosyal patlamaya yol açacak şekilde bozulmaması adına, özellikle teknolojik alanlarda mühendis yetiştiren fakültelerin öğrenci kontenjanlarının acilen en düşük seviyelere indirilmesi ve birkaç sene boyunca istihdam piyasasına yeni mühendis sunulmaması gerekmektedir. Ayrıca istihdamı zor olan diğer mesleklere yönelik üniversite mezunu yetiştirmeye de ara verilmelidir. Plansızlığın neticesi olan bu durum, yakın zamanda, özellikle eğitim fakültelerindeki sayının ve dolayısıyla her sene istihdam piyasasına sunulan öğretmen adayı sayısının istihdam edilemez boyutlara ulaşması neticesinde bir sosyal patlamaya sebep olmuştur. 2003 yılına dek bu konulardaki kararlar, 5 yılda bir toplanan Devlet Planlama Teşkilatı toplantılarında alınır ve uygulanırdı. Böylece yatırımcılar ve öğrenciler, hangi alana yönelmeleri gerektiğini daha iyi görürlerdi. Alınan kararlar da keskin değişimler göstermek yerine kademeli geçişlere yönelik olur, dolayısıyla sektörel dengeler mümkün mertebe korunurdu. Bugün bu kurumun adı bir bakanlığa (Kalkınma Bakanlığı) dönüştürülmüş durumdadır, ancak herhangi bir işlevi yoktur. Kararlar, siyasi hesaplar doğrultusunda otokratik bir anlayışla alınmaktadır.

Bir ülkenin uzmanı olduğu ve doğal üstünlüklere sahip olduğu konulara yatırım yapmak yerine, genellikle hırslar ve kısa vadeli siyasi rantlar amacıyla uzman olunmayan konulara yatırım yapmasının fırsat maliyeti, özellikle orta ve uzun vadede büyük olacaktır. Nihayetinde, bu kararlar siyasi erkler tarafından verileceği için, bu durumun sürdürülemezliğinin idrakında olup ülkemiz adına doğru kararlar alacak erklerin görev başında olmasına ihtiyaç vardır. Üretmeyen bir ekonominin sürekli büyümesinin tek yolu borçlanmaktır ve her borç bir gün geri ödenmek zorundadır. Kısa vadede, alınan borçlar sayesinde sürdürülecek yüksek refah ve bu refaha güvenerek ısınmış sosyal bir ekonomi, borçların geri ödenme zamanında aşırı soğuma etkileri gösterebilir ve işsizlik oranları benzersiz seviyelere tırmanabilir. Dolayısıyla demokratik sistem ile siyasi erkleri iktidara getiren halkın bu konuda bilinçli olması veya bilgilendirilmesi gerekmektedir. Yegane yöntemi eğitim olan bu gereksinim, ne yazık ki günümüz Türkiye'sinde karşılanamamakta, hatta tüketim ekonomisinin sıcak kalması amacıyla sayısız özel üniversite ile liyakati şüphe götüren diplomalar dağıtılmaktadır. Bugün gençlerin işsizlikten yakınmasının yanı sıra işverenler de nitelikli personel bulmada çektikleri güçlükten ötürü yakınmaktadırlar.

Kaynakça:

1. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi 40, 3-4 (2000), 3-12, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/26/1011/12262.pdf

İletişim

Bu form aracılığıyla bana göndereceğiniz mesajlar doğrudan e-posta kutuma ulaşmaktadır. E-posta kutumu sürekli olarak kontrol etmekteyim ve size mümkün olan en hızlı biçimde dönüş yaparım.

Adınız ve Soyadınız:
Telefon Numaranız:
E-posta Adresiniz:
Mesajınız:


Bölüm 1: Stratejik Yönetim Bölüm 2: İnsan Yönetimi Bölüm 3: İstatistik Bölüm 4: Operasyonlar ve Proje Yönetimi Bölüm 5: Pazarlama Bölüm 6: İktisat Bölüm 7: Finans